Cumhuriyet Genç Yazın

ÖYKÜ: YALNIZLIĞIN TARTISI

Nusret Kosova

Marmara Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü

“55 kilo!” “Anlamadım?” “55 kilo diyorum hatta yanına yirmi bir gram daha yaz” Haklı. Kaç kilo çeker ki bir yalnızlık diye sordu şair ikimize, o cevapladı ben sustum. Cesur olan hep oydu zaten, alçak! Ya gece yarıları çıkardı ortaya ya sabahın köründe, ya arabaların camlarında, ya durgun suların üstünde belirirdi bazı zamanlar. Övgüleri o alırdı, en çok yeşil rengi severdi. Ben mi? Ben hep korkaktım, değil mi? Esasında korkak değildim, o alçak fazla cesurdu. Seviyorsa söylerdi mesela. Ben söyleyemezdim. Birisi sataştığı vakit kaç kişiymiş, kaç kiloymuş umurunda olmazdı, dalıverirdi mavi denize dalar gibi. Ben en çok maviyi severdim, ama insanlar onu. Bana ise söverlerdi, hatta bazen döverlerdi. Bakışlarıyla döverdi içlerinde en nazikleri. Yazık! Diye bağarırdı bana her gece muhakkak yatmadan. Tek çocuktum resmi kağıtlarda ve aile kütüğünde. Yok çocuktum halbuki. Bir ben vardı benden içerde ama nerede bulamadım bir türlü, bir kazı yapılsa çıkardı belki binlerce yıl evvelden bir yaşam izi. Çocukluktan kalma bir çizikti mesela kaşımdaki yara izi, yan yanayken severlerdi bizi, ama yalnızken işler değişiverirdi aniden, o yoksa yanımda söverlerdi bana,bazen döverlerdi,morarırdı her yanım. Halbuki ben en çok maviyi severdim, o alçaksa yeşili. Tut şu dilini be oğlum…Erkek adam silahla oynar…Ne dansı ulan karete varken…Anlat bakayım yeni manita yapmışsın…Evin erkeği sensin artık…Ne resmi ulan adam gibi iş bul…Evlen artık vakti geldi…Çocuk yok mu, çocuk aaaa…Saçın başın ağardı şu dediklerine bak ya ne dünyayı gezmesi … Yeteeeeer! Yeter lan, yeteeeer.

Susun artık. Annem öldü benim. Beyaza benzerdi teni, saçlarında kına rengi kızıllıklar. En çok beni severdi. Ben maviyi. Gözleri maviydi çünkü annemin. Ben en çok annemi severdim. Sevmeyi öğrenemedim, sövmeyi öğrendim her şeyden evvel. Bunu öğrettiler bana elimde değil. O alçak her dediklerini yaptı ama onların, her şeyi öğrendi. O yeşili severdi, top oynardı, silah tutardı, öptüğü kızları anlatırdı. Ben yapamazdım. Adam olmamışım. Öyle söyledi babam. Babam daha toprağa girmedi, yaşıyor aile kütüğünde ve resmi evraklarda. İçime gömdüm onu halbuki anneme vurduğu o çarşamba sabahı. Annem yaşıyor esasında benimle birlikte, sıcacık bir bardağı tutarken elim yanmıyor mesela, çünkü biliyorum o alıyor ateşin yarısını, tatlısının yarısını bana veriyor hâlâ. O en çok beni severdi. Babamsa o alçağı. Onun evladı oymuş öyle söyledi. Delik bir şemsiyeydi babam! Vardı ama … Varlığına kafi değildi yaradılışı. Siyahı severdi mesela, ha bir de o alçağı. O alçak resmi evraklarda ve nüfus kütüğünde yok hâlâ. Biçimsiz ukala, ya geceyarıları çıkar ortaya ya gündüzün kör vaktinde, hızlı gitmeyen her arabanın camındadır veya henüz kabarmamış bir denizin üstünde… Ama bir gün var ki ,o gün geldi mi alır eline sevdiği yeşil renkli yapraklarla dolu çiçeğini ve girer takım elbisesiyle kabristandan yavaşça içeri…

” Ben geldim anne. Ben. Burdayım. Duyuyorum seni. Haklısın anne. Ben hiç olamadım, değil mi? Kaç yaşındayım sahi ? İnsan mutlu olduğu gün kadar söylemeliymiş yaşını. Doğru mu anne? Nerden baksan altı yedi varım, he? İçimdeki o alçak çok büyüdü ama, dal dal, budak budak, şerham şerham büyüdü anne. Aynalarda denk gelirdim eskiden şimdiyse her yerde. Her yerdeyim, her yerde ben gibiler… Onların dediği gibi biri olursam herkes sever sandım beni. Sevmediler. Alçak olan benim, biliyorum. Ben olamadım bir türlü. Sen hangimizi sevdin, biliyorum ama. Biliyorum, maviyi severdin. Biliyorum, kıyamazdın bana. Önüme itsen de tabağını, biliyordum senin de baklavayı çok sevdiğini. Affet beni anne. Ben senin büyüttüğün evladını koruyamadım. Onlar gibi oldum. Aynalara bakmıyorum, çünkü aynalardan kaçmıyorum artık. Herkes bana benziyor zaten anne. Bu şehir…Bu zaman…Bu insanlar…Nefret ediyorum herkesten, her şeyden, kendimden…”

Kaç kilo çeker bir yalnızlık, diye sordu şair, sayfanın birinde. Sen gittin gideli elli beş kiloydu benim için. Hatırladım kim olduğumu dün gece bir şişenin dibinde. Ruhum! Ruhumu gömmüşüm meğerse ben seninle birlikte. Anne! Affet beni.

Yirmi bir gram daha bıraktım kefenine. Yemyeşil bir dünya beni bekliyor, reklam panolarında vaaT ediliyor! Deniz manzarası cabası. Ayıpların yerini günahlar aldı şimdilerde şehirde. Biz en günahsızlarız! Ne kadar zenginsen o kadar temizsin bu günlerde! Tertemizim anne. Affet beni. Ben alçakça gidiyorum şimdi, ruhum seninle.

……….

ŞİİR: IŞIĞIN VASİYETİ

Berivan Avcı

Anadolu Üniversitesi Kültürel Miras ve Turizm

Benim babam bir ışıltı, bir yıldızdan gelen

Annem ise güneşti ona ışığını veren

Ve ben şimdi katıyorum gökyüzüne rengimi

Işığın ruhuma kırılmasıyla gelen

O maviliği

Hepimiz kendimizin masumuyuz

Yine de hepimiz kendimizin ateşi

Beni bir güneş getirdi buraya, bir yıldız indirdi

Ben bu kainatın en yalnız çocuğu

Yakın sandım aramızdaki en ufak iliği

Görürüz sanırız o renkleri yanıbaşımızda,

Ama sadece ölülerin hala savrulan külleri

Benim geldiğim yer kainattı,

Ne geçmişim geçmiş, ne geleceğim şimdi oldu

Ben varoluşunun sır olduğu birinden doğdum,

Annem kanım dedi, babam ismimi söyledi

Kulağıma fısıldadılar bu büyülü şiiri

Bende uyandım, ışığımı yaka yaka

İz bırakmaya, haz bırakmaya, göz doldurmaya koyuldum.

Mazlumun da caninin de sırtındaki ağrısında.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*